yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma

Yeme Alışkanlığı ve Sürdürülebilir Kalkınma Arasındaki İlişki Nedir?

Günümüzde gıda sistemi, üretimden tüketime ve atık arıtmaya kadar küresel sera gazı emisyonunun büyük bir bölümünden sorumludur(%20-30). Bu durum ise doğal kaynaklar üzerinde büyük bir olumsuz etkiye sahiptir. Yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma çalışmalarının istenilen sonucu vermesi için 2050 yılına kadar 9 ila 10 milyar insana sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde üretilmiş gıda sağlanması gerekecektir.

Aynı zamanda sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde üretilmiş yiyecek sağlamak, günümüzün en büyük küresel sorunlarından biridir. Gıda üretimi hem daha çok hem de daha sağlıklı hale getirilebilir mi?

Aslında ilgili sorunlar çeşitlidir; artan dünya nüfusu, yetersiz beslenme, iklim değişikliği ve doğal kaynaklarla ilgilidir. Şirketlerin, hükümetlerin ve sivil toplum kuruluşlarının sağlıklı ve sürdürülebilir bir toplumun ana hatlarını tanımlamanın yollarını aradığını görüyoruz. Sürdürülebilir yeme alışkanlığı ile kalkınma araştırma alanı, bu zorlukların nasıl üstesinden gelineceğine çalışır. Aynı zamanda bu zorluklar karşısında nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda cevaplar sağlamaya çalışır. Ancak bu oldukça karmaşıktır.

Bu Değişikliğin Sebebi Nedir

Bu yazımızda yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma arasındaki ilişki ve sebeplerden bahsedeceğiz. Ayrıca bu ilişkiyi sağlamak için sağlam çözümlerin nasıl bulunacağı konusunda sizlere fazladan fikir vermek için özellikle vakit ayırmak istiyoruz.

Hepimiz gezegenimizi kurtarmak adına yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma için daha fazlasını yapmak istiyoruz. Ancak bunu en iyi şekilde nasıl başaracağımızı hala bilmiyoruz.

Yapılan araştırmalar, bol miktarda meyve ve sebze içeren sağlıklı bir yeme alışkanlığı ile sürdürülebilir kalkınma problemi hakkında fark yaratabileceğimizi gösterdi.

Araştırmada yazarlar, yeme alışkanlıklarımızda büyük değişiklikler yapmak zorunda kalmadan diyetlerimizle ilişkili sera gazlarını yaklaşık üçte bir oranında azaltabileceğimizi tespit etti. Böylece sürdürülebilir kalkınma başlığı altında çevre ve bizler için sağlıklı yeme alışkanlığı kazanabileceğimizi buldular.

Günümüzde, eskiden olduğundan daha fazla bitki bazlı yeme alışkanlığına uymamız ve et yeme alışkanlığımızı azaltmamız gerekiyor( 100 gram/gün). İyi haber şu ki, bu alışveriş faturamıza yansımayacak. Et tüketim hedefini kişi başına 100 gram/günlük oranında tutmayı başarmamız gerekecek. Sürdürülebilir kalkınma yolunda sürdürülebilir yeme alışkanlığı ile çevre ve bizler adına büyük bir adım atmış olacağız.

O kadar da iyi olmayan haber şu ki, sera gazlarını azaltabileceğimiz miktar, beslenmemizin bize yeterince sağlıklı besin sağlama ihtiyacıyla sınırlı olmasıdır. Araştırmacılar, sera gazlarında daha büyük düşüşler elde etmenin sağlıklı bir diyete mal olacağını söylüyor. Diyet veya yeme alışkanlığı ile daha büyük değişiklikler yapmamız gerekeceğini söylüyor ve yeme alışkanlığını bu denli değiştirmek pek çok insanın henüz hazır olmadığı bir fedakarlık gibi gözüküyor.

Yeme Alışkanlığı ve Sürdürülebilir Kalkınma Yolunda Hedefler

Her 16 Ekim’de kutlanan Dünya Gıda Günü, insanlığın temel ihtiyaçlarını düşünmek için aslında bir fırsattır. Ayrıca, iklim değişikliğine ilişkin Paris Anlaşması mevcuttur. Bu anlaşma ile birlikte ve dünya nüfusu 8 milyara yaklaştıkça gıda güvenliğini sağlamak isteniyor. Bu durumda, yeme alışkanlığı ve gıda güvenliğinde sürdürülebilir kalkınma yolunda büyük dönüşümlere ihtiyaç olduğunu bilmeliyiz. Diğer bir deyişle geleceği düşünerek hareket etmemiz gerekmektedir.

2015’ten bu yana yeme alışkanlığı ile Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri üzerine çalışılmaktadır. Bu hedefler eşitsizliği azaltma, iklim değişikliğini önleme, biyolojik çeşitlilik kaybını önleme  ve atık üretimini durdurmaya yönelik  çalışmalarda çok az ilerleme kaydedilmiştir. Bu yöndeki olumsuz eğilimler, 2030’un sonundaki Birleşmiş Milletlerin hedefleri için başarısız olunabileceği konusunda uyarıyor.

Yeme Alışkanlığı İle Bağlantılı Olabilecek Sürdürülebilir Kalkınma Raporu

Tüm çalışmalar bir yandan devam ederken 2019 yılında Küresel Sürdürülebilir Kalkınma Raporu bir kaç noktayı gündeme getirmiştir. Gelecek Şimdi adı altında sürdürülebilir Kalkınma hedeflerine ulaşmak için bilimi kullanmak ve ondan faydalanmak, sürdürülebilir dönüşüm için kilit bir giriş noktası olarak “sürdürülebilir yeme alışkanlığı ile kalkınma ve sağlıklı yeme alışkanlıkları oluşturmayı” gündeme getirmiştir. Bir grup bilim insanı tarafından hazırlanan bu rapor, sürdürülebilir yeme alışkanlığı ile kalkınma sağlamasının beş önemli noktaya bağlı olduğunun altını çizmektedir. Bunlar: “enerjiyi karbonsuzlaştırma ve enerjiye evrensel erişim sağlama, sürdürülebilir kentsel gelişime teşvik etme, sürdürülebilir ve adil ekonomilere geçiş, insan refahını ve yeteneklerini güçlendirme ve küresel olarak ortak alanları güvence altına alma” olarak belirlemiştir.

Gelecekte yeme alışkanlıklarındaki dönüşümün başarısız olması neticesinde, bu beş önemli noktadaki ilerleme gerçekleşmeyecek ve aynı sorunlarla uğramaya devam edeceğiz. Yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinden herhangi birine ulaşılamaması sonucunda açlık ve yetersiz beslenmeye bağlı hastalık ve ölümlerin önüne ne yazık ki geçilemeyecektir. Diğer bir deyişle, yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri, açlık ve yetersiz beslenmenin sona ermesine yardımcı olmalıdır. Fakat aynı anda doğal kaynaklara sahip çıkacak, iklim değişikliği etkilerinin hafifletilmesi sağlanacak ve sudaki yaşamı koruyacak şekilde kıtlıkları engelleme yolunda çalışmalıdır. Buna bağlı olarak bizler tüm bu çalışmaların bir sonuç vermesine veya vermemesine karşı doğru orantılı biçimde sorumluyuz. Bu sebeple, mevcut sorun hepimizin sorunu olmakla birlikte yeme alışkanlığı ile sürdürülebilir kalkınma arasındaki ilişki oldukça kuvvetlidir.

Sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir yeme alışkanlığı ile insan ve çevre için sağlıklı olacak şekilde mümkündür. Kamu sektöründen işletmelere, topluluklardan araştırmacılara kadar olabilecek tüm toplumsal aktörlerin güçlü desteği ile gezegenimiz gelecek nesilleri sürdürülebilir şekilde yeme alışkanlığı ile besleyebilir. Bu noktada, besleyici gıdalara daha eşit şekilde küresel erişim sağlamaya, gıda israfını ve kaybını azaltmaya ve ürünün besin değerlerini olabildiğince yükseltmeye yönelmesi gerektiği görülmüştür.

Yeme Alışkanlığı ile Sürdürülebilir Kalkınma Ne Anlama Geliyor

Sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir yeme alışkanlığı ile insan ve çevre için sağlıklı olacak şekilde mümkündür. Kamu sektöründen işletmelere, topluluklardan araştırmacılara kadar olabilecek tüm toplumsal aktörlerin güçlü desteği ile gezegenimiz gelecek nesilleri sürdürülebilir şekilde yeme alışkanlığı ile besleyebilir. Bu noktada, besleyici gıdalara daha eşit şekilde küresel erişim sağlamaya, gıda israfını ve kaybını azaltmaya ve ürünün besin değerlerini olabildiğince yükseltmeye yönelmesi gerektiği görülmüştür.

Yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma adı altında bu değişikliklerin, yeterli besleyici gıdalara kesintisiz erişimi sağlarken gıda güvenliği ve insan sağlığını arttırmak için iklim değişiklikleri, biyolojik çeşitliliğin azalması ve sağlık hususlarının, gezegenimiz tarafından etkilenmesi hesaba katılmalıdır.

Sürdürülebilir Yeme Alışkanlığı ve Sürdürülebilir Kalkınma Nasıl Mümkündür

Teknolojik yenilikler, yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri için bir ön şart olarak kabul edilebilir. Ancak teknoloji kendi başına bu sürdürülebilir kalkınmayı sağlayamayacak, her birey kendi yeme alışkanlığı ile sorumlu olduğu için herkesin kendi başına, destek alarak harekete geçmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca bunun için gıda üretim şirketleri, üreticiler, perakendeciler ve hizmet sağlayıcılar dahil olmak üzere gıda endüstrisinin de desteği gereklidir.

Yeme alışkanlığı ile sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için sürdürülebilir yeme alışkanlıkları hakkında ve birkaç farklı alanda çalışmalar yapılmalıdır. İlk olarak gelişmiş ülkelerin gıda atıkları en aza indirilmeye çalışması oldukça önemlidir. Tüketicileri sürdürülebilir kalkınma adı altında yeme alışkanlığı ve bu alışkanlıklarımızda israfın önüne geçilebilmesi için bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Böylece yeme alışkanlıklarında israfın önüne geçilebilir. Ayrıca bu konuda doğrudan sorumlu olmasalar da restoranlar bu tür atıkları en aza indirmek için harekete geçmelidir. Üçüncü olarak, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin üst ve orta sınıf arasında sürdürülebilir kalkınma adı altında çevre ve bizler için sağlıklı olabilecek yeme alışkanlığı kazanma konusunda çalışılmalıdır.

Aşırı et tüketimi sadece çevreye zarar vermiyor, aynı zamanda obezite nedeniyle sağlık açısından sorunlara neden olmuştur. Büyüyen  ve gelişen gıda sektörüyle birlikte kötü bir yeme alışkanlığı kazanmak hayli kolay bir hale gelmiştir ve bu durum sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ciddi zararlar vermektedir. Bu sebeple besleyici gıdalar, çevre ve iklimsel boyutta en uygun olabilecek şekilde değerlendirilip daha erişilebilir hale getirilmelidir.

Yeme Alışkanlığı ve Sürdürülebilir Kalkınma İlişkisine Bağlı Günümüzde Yapılan Çalışmalar

Teknolojinin bu kadar gelişmiş olmasına ve her işin daha kolay hale gelebildiği günümüz çağında, Dünyada birçok insan için yemek seçenekleri belirli sebeplerden ötürü sınırlıdır. Buna bağlı olarak gıdanın maliyeti, iklim değişikliklerinin etkisi ve biyolojik çeşitliliğin azalması, doğal su kaynaklarının kaybı, dünyadaki insan sayısının her geçen gün ciddi biçimde artması; sağlıklı bir yeme alışkanlığı için yalnızca engel olmayıp, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine de ulaşmamızı zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla politikaların rolü oldukça önemlidir. Sürdürülebilir kalkınma doğrultusunda çevre ve insan sağlığı için yeme alışkanlığı iyileştirmelerini sağlamak.

İskandinav ülkeleri, sürdürülebilir yeme alışkanlığı ve kalkınma için, aşırı kırmızı et ve işlenmiş et tüketiminden kaynaklanan iltihaplanmalar ve hastalıklar ile mücadele etmektedir. Bu mücadele kapsamında yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma yolunda halkı bilinçlendirecek çalışmalar yapmaktadır. Yeme alışkanlıklarımızdaki değişiklikler, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve aşırı fazla arazi kullanımının üstündeki baskının azaltılması sağlanacaktır. Yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma çalışmaları da buna bağlı olarak kazanımlar sağlayabilecektir.

Bangladeş’ten Finlandiya’ya, çocuklara yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma hakkında bilgi vermek ve sağlıklı beslenmeyi öğretmek için dünyanın her yerinde projeler yürütülüyor. Çocuklar ayrıca edindikleri bilgileri aileleriyle paylaşabilir, böylece ailelerini gıda güvenliği ve gerekli davranış değişikliğine açık hale getirebilirler.

Yeme alışkanlığı ve sürdürülebilir kalkınma yolunda her zamankinden daha fazla birbirimize bağlı durumdayız. Hepimiz elimizde olan bir geleceği paylaşmaktayız. Yeme alışkanlı ile sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılamaması, 600 milyondan fazla yetersiz beslenmeye yol açacak, gezegenimizi güvensiz ve adaletsiz bırakacaktır. Ayrıca sakinlerini sürdürülebilir ve müreffeh hayatlar yaşama fırsatından mahrum bırakacaktır.

Gıda Üretiminin Sera Gazları Oluşturması

Yediğimiz yiyecekler yetiştirilme, işlenme, nakledilme, depolanma ve hatta atılma şekillerinde çevre üzerinde bir etkiye sahip olabilir. Bu gıda sisteminden kaynaklanan emisyonların azaltılması, hepimizin gündelik diyetlerimizde değişiklik yapması halinde kısmen başarılabilir.  Bunun nedeni, aynı miktarda farklı yiyeceklerin farklı seviyelerde sera gazı üretmesidir. Örneğin et, meyve ve sebzelerden çok çok daha fazla sera gazı emisyonu üretir. Vejetaryen bir diyet veya et ürünleri tüketimi açısından düşük olan bir diyet, daha düşük çevresel etkiye sahiptir. Ve genellikle bu, sağlık uzmanlarının çok sayıda bitki bazlı gıda ve daha az miktarda kırmızı veya işlenmiş et yemeye yönelik tavsiyeleriyle uyuşmaktadır. Bununla ilgili detaylı bilgiye ulaşmak için Neden Yeme Alışkanlığı? sayfamızdaki yazımızı okumanızı tavsiye ediyoruz.

Bununla birlikte sera gazı emisyonlarının kesilmesi, sürdürülebilir bir diyeti oluşturan diğer bileşenlere karşı dengelenmeli: Yeterli besin içermeli, güvenli ve sağlıklı, uygun maliyetli ve kültürel olarak kabul edilebilir olmasının yanı sıra çevre üzerinde düşük bir etkiye sahip olmalıdır.

Diyet Değişim Etkilerini Taklit Etmek İçin Sağlıklı Diyetleri Modelleme

Araştırmacılar, sürdürülebilir diyetin; yeterli besin içermesi, güvenli ve sağlıklı olması, uygun maliyetli ve kültürel olarak kabul edilebilir olmasının yanı sıra çevre üzerinde düşük etkiye sahip olması gibi bileşenlerini değiştirmenin etkilerinin ne olacağına baktılar. Büyük bir Fransız araştırma şirketinin çalışmasında katılımcılar tarafından en çok tüketilenler arasında 402 gıda ile ilişkili besin içeriğini, fiyatları ve sera gazı emisyonlarını değerlendirdiler. Daha sonra sera gazı emisyonlarındaki değişikliklere, besin kalitesine ve kabul edilebilirliğe dayalı diyetleri modellemek için yeme alışkanlıklarını anlama konusunda matematiksel bir teknik kullandılar.

Sera gazı emisyonu hesaplamaları, çiftlik üretiminden ambalajın kullanımına ve atık yönetimine kadar gıdaların tüm yaşam döngüsünü içeriyordu.

Sonuçlar, katılımcıların daha fazla harcama yapmak zorunda kalmadan veya beslenme önerilerini karşılamak için ihtiyaç duyulanlar dışında gıda gruplarında değişiklik yapmak zorunda kalmadan, sadece diyetlerimizde ve yeme alışkanlıklarımızda ufak değişiklikler yaparak sera gazı emisyonunu %30’a kadar azaltabileceklerini gösterdiler. Sera gazı emisyonunda tüm beslenme önerileri karşılarken elde edilebilecek en büyük azalma yaklaşık %70’ti, ancak bu en büyük azalmalar süt ürünleri, et ve yumurta gibi bazı gıda gruplarının kesilmesiyle sağlanabilir.

Sağlıklı ve Sürdürülebilir bir Dünya İçin Hepimiz Vejetaryen Mi Olmalıyız?

Araştırmalar, hayvan bazlı gıdaların diyetle ilişkili sera gazı emisyonunu azaltmanın ana kaldıracı olduğunu gösterdi. Ancak araştırmacılar, herkesin vejetaryen olmasını beklemenin çok uzak bir adım olabileceğini söylüyor. İnsanların diyetlerindeki böylesine kapsamlı bir değişikliğin, insanların yalnızca %2’sinin vejetaryen olduğu Fransa ve ABD gibi sanayileşmiş ülkelerde gerçekçi olamayabilir. Ve birçok insan sağlıklı ve dengeli beslenmek için yeme alışkanlıklarında hayvancılık ürünlerine güveniyor. Yüksek sera gazı emisyonlarının azaltmaları için en zor olan besin maddeleri arasında potasyum ve kalsiyum yer alır(özellikle süt ürünlerinde bulunur).

Vejetaryen veya vegan diyetlerinin genellikle çevresel etkisini azalttığı tartışılıyor. Bu çalışmanın sonuçları gıda kategorileri dışındaki sert diyet değişikliklerinden ziyade diyet sürdürülebilirliğini iyileştirmek için gıda grubu çeşitliliğinin korunması gerektiğini göstermektedir.

Araştırmacılar, çevre üzerindeki etkiyi azaltmak için değişen diyetleri, sera gazlarındaki kesintileri beslenme ihtiyaçlarımızla dengelemenin öneminin her zaman dikkate alınması gerektiği sonucuna varmışlardır. Bu da sağlıklı ve sürdürülebilir bir diyet için ve aynı zamanda gezegenimizin olumsuz anlamda etkilendiği çevresel faktörleri en aza indirebilmemize bakıyor. Et, süt ürünleri ve yumurta tüketiminde dengeli ve bilinçli olmamız gerektiğini; meyve, sebze ve tahıllar gibi yiyeceklerin tüketimini arttırmamız gerektiği sonucunu bizlere göstermektedir.


Kaynak: